Ateş Günü

Hasan Ildız – Ateş Günü Türk Dili Dergisi “Ateş Günü”ndeyiz Ortadoğu’nun İsa acısını hatırlıyor yeniden Kanayan avuçlarında Tuzlu sular biriktiriyor. İsa, yeniden hatırlıyor acısını Çöl çölü çağırıyor yasına katılmaya İnsan insanı… Gözleri kan çanağı bir yaşlı Türkmen “Nehirler çocuklara aksın!” diyor “Açın çocukların ağızlarını!” Çöl çölü çağırıyor yasma katılmaya Toprak ölüsünü yutmakta zorlanıyor. “Ateş Günü”ndeyiz […]

Read More Ateş Günü

nisan değil haziran yağmuru

​ Ben menekşelerimi öperim, tepelerinden güneşler geçer kuşluk vakti bir kapı gıcırtısı rüyalarımı sarmalar ayağıma çelme takar ellerim kanarsa gülerim, kendimi tutamam toprağı avuçlarım; belki de kendi bedenimi bir hissizlik ki kanıma karışır beni yakar yakar kavurur ben yandıkça avunurum ben rüyalarımda bile avunurum Yağmurlar seni ıslatır ben uyanırım sırılsıklam günahı sen işlersin neden diye […]

Read More nisan değil haziran yağmuru

“Çakallarla dolu bir arena”

(fotmalite icabı yayınlanmıştır. itibar etmeyiniz. bir önceki yazıyla beraber okuyunuz.) yılın son yazısını yazacağım bu yüzden ağır bir duruş sergilemeliyim düşüncesiyle yazmaya koyulup son satırlarda iyice batıracağıma eminim. ama bunu boşverelim zaten bu her zaman olan bir şey. ama diğerlerinden birazcık da olsa farklı olarak bu yazıda romantizm yok! burun çekmelere yer yok! alkışa mahal […]

Read More “Çakallarla dolu bir arena”

0101’den yazıyorum

öhm. öhm. merhabalar. sesim biraz titrek, biraz soğuk. zaten okurken hissedersiniz. durmadan yazmak geliyor içimden. saatlerce, günlerce, aylarca. bu nasıl bir şey nasıl tarif edilir anlatamam ama deneyeceğim. … belki de boşvermeliyiz. bunu yapabileceğimi sanmıyorum. … plağı en başa sarıyorum. yılın son yazısını yazmış yayınlamak için o kutsal 0000 anını bekliyordum. ta ki telefonuma gelen […]

Read More 0101’den yazıyorum

19aralık16

derin düşüncelere dalmışsın yine ne düşündüğünü bilmek isterdim bak dünya ölüyor parmaklarımızın dokunduğu yerlerde kelimeler zulmü teğet geçiyor  yürüdükçe aynı sokaklara çıkıyorum  aynı duvarlara çarpıyorum daha önce aynı toprak yola bin defa saplandım mesela her defasında da ağzıma kanlar doldu  çaresizlik bu muydu:  öleni izlemek, toprağın iki metre altından göğü inletmek? tükürdüm toprağa, ağzımdaki kanı  yazıklar olsundu […]

Read More 19aralık16

Neden ben hiçbir zaman ben değil(d)im?

​ Yeni bir dünya düzeni. ve İlk mısra seninle ilgili Şiir içinde şiir, ah! Gözbebeklerin Inception seninle aramdaki ince çizgide uzanıyor kilometrelerde mekik dokuyor, Hayatın hayatımın içinde. Aklım almıyor nasıl oluyor da linç edilmiyorum ben kilometrelerin katili olmaya meyletmişken? Ama dersimi aldım zaten artık insanları telaşlandırmamak için  parmak uçlarımda yürüyorum birini dürtmem gerekirse bunu göz […]

Read More Neden ben hiçbir zaman ben değil(d)im?

Sinemde bir kuş öldü bu gece 

Bir kaosun eşiğinde  ve elbette  -ellerim ceplerimde- ayaklarımın ucunda hafifçe yükseliyorum. Hiç duyamayacağın bir cümle  sırnaşıyor ellerime Ellerim soğuk ellerim yarım;  ikimize de. Ah bir görsen, kafesde değil bu bülbül Şu koca mavinin içinde bir yerde. Görebilseydin zaten  yarım kalmazdık böyle Yine, bugün de fısıldıyorum kendime ‘Olmayacak’ ‘Bekleme’.  Sonra şöyle bir bakıyorum yerde serili duran cesetlere […]

Read More Sinemde bir kuş öldü bu gece 

Asfalt gökyüzü

İlhami Algör, “Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku.” derken ben dizlerimin üstüne düşmüş, asfalt yola bir şeyler fısıldamıştım. O da buna gülmüştü. Alçak! Oysa ben orada soluksuz bir roman sayfası gibi uzanıyordum, içimdeki tüm yadigar nefesler de günahlarıma bir bir ekleniyordu. Çocuk yaşım uzanıyordu yerde boylu boyunca. Kağıttan gemi yapmayı öğrendiğimde, ve onu ilk kez […]

Read More Asfalt gökyüzü

bağlayıp gözlerini, üçden geriye sayıyorum; 3… 2…

Kaçıyorum sürekli, işte tam burada sağ omzumda yatan benden ve her zaman bir imkansız mısranın kanadında soluklanıyorum. Bu derin bir çaresizlik. Fakat herkes uyumayı tercih ediyor. Her şeye rağmen trafik lambaları çalışıyor. Dilimin ucunda sana dair bir isim, bir bağlaç Bir virgül. Kötü bir alışkanlık bu farkındayım parmaklarımız birbirine hafifçe değdiği halde Gücüm sana asla […]

Read More bağlayıp gözlerini, üçden geriye sayıyorum; 3… 2…

sevgili Vincent van Gogh Bey’e saygılarımla

“Bu tabloyu, içimde dinmek bilmeyen özlemiyle; “sevda kuşuna” adadım.” dedi. Uzun adımlarla koridoru geçip salona girdi. Mutlu muydu? Hayır. “Sizlere çok şey borçluyum dostlarım!” (alkış sesleri) Ölümün soğuk gürültüsü bu olmalıydı.   *Birkaç gün önce (birkaç gün önce olmasını uydurmuş olabilirim belki de bir yıl önce yaşandı hatta belkide yaşanmadı. Bunu benden başka kim bilebilir?) […]

Read More sevgili Vincent van Gogh Bey’e saygılarımla